• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/adaletplatformu
  • https://plus.google.com/+ademçevik/posts
  • https://www.twitter.com/adaletplatformu

ADALETİ PLATFORMU İSRAİL HAKKINDA SUÇ DUYURUSU yaptı.

Adalet Platformu İsrail Hükümetinin haksız ve hukuk dışı uygulamalardan sorumlu bakanlıkları ve uygulamalarda sorumluluğu bulunan kişiler ve bunların bağlı oldukları kuruluşların yöneticileri ve hükümete bağlı kolluk kuvvetleri ile diger yetkililerine Mescidi aksadya zarar verdikleri TCK 153.Madde ve insanlığa karşı işlenen suçlardan TCK 77. Maddeden suç duyurusunda bulundu.


İşte o suç duyurusunun tam metni ;


Cumhuriyet Savcılığına
İstanbul
05 Mart 2013


Konu :Suç duyurusu sayı:2013/33843

431 sayılı yasa muvacehesinde, Türkiye Cumhuriyetinin uhdesine verilen görev çerçevesinde korumamız altında bulunan bir dini vakıfla ilgibi, toplumsal ve siyasi anlamda, manevi anlamda vahim sonuçları olabilecek bir durum hakkında bilgi arzı ve gereğinin icrası hak..
Şüpheli :İsrail Hükümetinin haksız ve hukuk dışı uygulamalardan sorumlu bakanlıkları ve uygulamalarda sorumluluğu bulunan kişiler ve bunların bağlı oldukları kuruluşların yöneticilerive hükümete bağlı kolluk kuvvetleri ile diger yetkililer.

Suç Duyurusnda Bulunan :Adem Çevik

Vatandaşlık No: 
Adalet Platformu Sözcüsü www.AdaletPlatformu.org


AÇIKLAMALAR:

1-1 Mart 1924'teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı Hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924'te “Hilafetin İlgasına ve Hanedanı Osmanlı’nın Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun” kabul edildi. 3 Mart 1924 günü kabul edilen ve 6 Mart 1924 günkü Resmi Gazete’de yayımlanan 431 sayılı Kanun’un 1 nci Maddesi şöyleydi:“ Halife halledilmiştir. Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.”

Bu maddeden:

“Halife’nin görevden alındığı; 

‘Hilâfet’in Hükümet ve Cumhuriyet kavramı (anlamı) içinde olduğu
(bir başka tanımla:‘Hilâfetin TBMM’nin manevî şahsiyetine devredildiği); 
‘ Hilâfet’ makamının kaldırıldığı” anlamı çıkmaktadır.


431 Sayılı Kanun’un: 8, 9 ve 10 ncu maddelerinde,

“MADDE 8 - Osmanlı İmparatorluğunda Padişahlık etmiş kimselerin Türkiye Cumhuriyeti arazisi dahilindeki tapuya merbut emvali gayrimenkuleleri millete intikal etmiştir.

MADDE 9 – Mülga Padişahlık sarayları, kasırları ve emakini sairesi dahilindeki mefruşat, takımlar, tablolar, âsarınefise ve sair bilumum emvali menkule millete intikal etmiştir.

MADDE 10 - Emlâki Hakaniye namı altında olup evvelce Millete devredilen emlâk ile beraber mülga Padişahlığa ait bilcümle emlâk ve sabık hazinei Humayun, muhteviyatlariyle birlikte saray ve kasırlar ve mebani ve arazi Millete intikal etmiştir.”

Kanunun ana metni şu şekildedir:

Hafetin İlgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun Maddesi
Kanun Numarası: 431, Kabul Tarihi: 3 Mart 1924, Yayımladığı Resmi Gazete Tarih: 6 Mart 1924, Yayımladığı Resmi Gazete Sayısı: 63

Madde 1:“Halife halledilmiştir. Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.”

16. yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle birlikte halifelik Osmanlı Devleti'ne taşınmıştı. Saltanatın kaldırılmasından ve Sultan 6. Mehmet’in (Padişah Vahdeddin) İstanbul'dan ayrılmasından sonra, TBMM'nin 18 Kasım 1922'de halife seçmiş olduğu Abdülmecit Efendi, görevli devralmış, daha sonra da bu makamı tedvire memur olarak Diyanet İşleri Başkanlığı görevlendirilmiş ve aynı şekilde Dini Vakıflar , Vakıflar İdaresine devredilmiştir.. Bu yapının hukuki tartışmalara sebeb olmaması için de daha sonra, Diyanetin yapısının değiştirilmesini teklif etmek, parti kapatma sebebi sayılmıştır..

2-Yasa metninden de açıkça anlaşılacağı gibi, Halife görevden alınmış ve yetkileri, Hükümet ve Cumhuriyete devredilmiştir.. Dolayısı ile mer’idir..

Bu çerçevede; 1 Mart 1924'teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı Hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924'te “ Hilafetin İlgasına ve Hanedanı Osmanlı’nın Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun” kabul edildi. 3 Mart 1924 günü kabul edilen ve 6 Mart 1924 günkü Resmi Gazete’de yayımlanan 431 sayılı Kanun’un 1 nci Maddesi şöyleydi: “Halife halledilmiştir. Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.”Bu maddeden: “Halife’nin görevden alındığı; ‘Hilâfet’in Hükümet ve Cumhuriyet kavramı içinde olduğu ( bir başka tanımla: ‘Hilâfetin TBMM’nin manevî şahsiyetine devredildiği” ; ‘Hilâfet’ makamının kaldırıldığı” anlamı çıkmaktadır. 431 Sayılı Kanun’un: 8, 9 ve10 ncu maddeleri yukarıda zikredilmiştir. Esasen Anayasası Laik olarak tanzim edilmiş olan bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığının İdare içinde yer almasının dayanağğı da bu düzenlemedir. Aynı şekilde buradan yola çıkılarak, Dini vakfiyelerde Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlanmış, Şeriyye Sicilleri de kamuya intikal ettirilmiştir.. Bu çerçevede imamlara devlet kadrosundan maaş ödenebilmekte ve hac işleri organize edilebilmekte, Devlet, Milli Eğitim, YÖK ve Diyanet eli ile her türlü dini eğitim görevini üslenmektedir..

Burada dikkat çekici bir diger hususta, Hilafetin şekli, idari yapısı, görev ve yetkileri, Osmanlıdan aynen devralınmıştır. Dolayısı ile Osmanlı mevzuatındaki Hilafetle ilgili düzenlemeler de aynen geçerlidir. Hilafetin merkezi İstanbul olmakla birlikte yetki alanı itibarı ile Türkiye ile sınırlı bir kurum değil, beynel müslimin bir kurumdur. Dolayısı ile uluslararası hak ve yetkileri vardır ve bütün bu haklar, uluslararası sözleşme ve anlaşmalarla koruma altına alınmıştır. Tüm dünyadaki dini kurum ve dini vakıflar, münhasıran da Kabe, Medinei münevveredeki Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa hilafetin koruması altındadır.. Bu konuda Osmanlıdan tevarüs eden düzenlemeler ve işin icab ve mahiyeti çok açıktır. Ve bu hak ve sorumluluklar Cumhuriyete aynen intikal etmiştir..

Emaneti mukaddesenin halen İstanbulda bulunması da, bu konudaki hak ve sorumlulukların devam ettiğinin bir başka kanıtıdır.. Mescidi Aksaya yönelik tehdit ve tecavüzlerin def’inin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.. Mescidi Aksa uluslararası bir inanç ve kültür mirası olmasının yanında Müslümanların ilk kıblesi ve bölgedeki tarihi eserler itibarı ile aynı zamanda bizim kültür mirasımızın bir parçasıdır.. Esas itibarı ile bu tecavüz bir İNSANLIK SUÇUDUR.

3-Mescidi aksayı ziyarete giden ziyaretçilere karşı kaba davranışlar, dini inançlarının gereğini yerine getirmek isteyen insanlara karşı suçlu muameleri yapılması ve itiraz edenlere karşı kaba şiddet uygulanması, Kabul edilemez bir hukuk ihlalidir..

4-İsrail askerleri, arkeolojik kazı bahanesi ile Mescidi aksanın altına boşaltarak yıkımı için ne gerekiyorsa yapmaktadır.. Yeraltından çıkan taşlar götürülerek, üzerine eski döneme ait görüntüsü verilerek üzerine ,ibranice yazılar yazılmakta ve sonra eski yerine konulmaktadır.. Mescidi aksanın etrafına yüksek binalar ve tapınaklar inşa edilerek Mescidi Aksa ve Ömer Mescidinin görünmesi engellenmeye çalışılmakta, giriş kapılarında kazı çalışmaları başlatılarak girişler engellenmekte, zaman zaman İsrail askerleri ve beraberindeki fanatiklerle Mescide baskınlar yapılmaktadır. Ayakkabıları ile Mescidi Aksaya giren İsrail askerleri Mescide belli yaşın altındakileri ve hedef seçtikleri kişilerin girmesine izin vermemekte ve belli bölümleri sudan bahanelerle kapatmaktadırlar..

Bu uygulamalarla insan hakları, inanç hürriyeti gibi temel haklar kaba şekilde ihlal edilmektedir..

Bu konuda Haziran 2007 yılında Kudüs Başkonsolosu Ercan Özer başkanlığında oluşturulan 8 kişilik heyetin, Kudüs ve Filistinde yaptığı görüşmeler yanında Kudüslü yedi ayrı İsrailli yetkili ile yaptıkları görüşmeler sonucu hazırladıkları 78 sayfalık rapor’u EK’te takdim ediyorum..

Esasen bu rapor, hükümetin bilgisi altındadır.. Bu konu ayrıca UNESCO’nun da bilgi ve takibi altındadır..

Rapor incelendiğinde, durum açıkça görülmektedir ve 2007 den bu güne geçen 5 yılı aşkın sürede durum bir kat daha vahim ve acil bir hale gelmiştir.. Bu raporda bütün riskler bilimsel bir şekilde işaret edilmektedir.. Ayrıca, Mirasımız Derneğinin konuyla ilgili hazırladığı CD’yi de incelemek üzere EK’de takdim ediyorum.. Yine aynı şekilde Mescidi Aksa sempazyumunda AKSA TEHLİKEDE bölümünde bu konuda önemli açıklamalar mevcuttur. Bu kitabı EK’de takdim ediyorum. (Bak. S:21)

5-Daha 4 Mart 2013 de basında yer alan şu haber dikkat çekicidir. Bu haber İsrail yönetimin ırkçı uygulamaları hakkında önemli ve çarpıcı bilgiler vermektedir..

İsrail'den Nazileri aratmayan uygulama

Başbakan Erdoğan'ın 'siyonizm de faşizm gibi bir insanlık suçu' sözleri üzerine dünyayı ayağa kaldıran İsrail, bazı hatlarda Yahudilerin bindiği otobüslere Filistinlilerin binmesini yasakladı. 

ABD'de 50'li yıllarda siyahilere yönelik yapılan ırkçılığa benzer bir uygulama bugün İsrail'de yürürlüğe kondu. Batı Şeria'da İsrail ulaştırma Bakanlığı tarafından başlatılan şehir içi hatlarda İsrailli-Filistinli ayrımı yapılacak. Yeni Şafak'ta yer alan habere göre Bakanlığın tahsis ettiği 'özel' otobüslere sadece Filistinliler binecek. İsraillilerin bindiği 'normal' otobüslere ise Filistinliler binemeyecek.

FİLİSTİNLİLERİN KONFORU İÇİNMİŞ Bakanlık bu uygulamanın Batı Şeria'dan İsrail merkezine çalışmak için giden Filistinli işçiler için düşünüldüğünü, onların daha rahat etmesinin amaçlandığını öne sürdü. İsrail Ulaştırma Bakanlığı tarafından hazırlanan broşürlerde köylerden şehir merkezlerine giden Filistinli işçilerin İsraillilerin kullandığı otobüslere binmeyeceği, kendileri için tahsis edilen araçları kullanmaları gerektiği ifade edildi. Ancak Filistinliler durumdan son derece rahatsız ve bunun bir ayrımcılık olduğunu dile getiriyor. Üstelik bu otobüslerde bilet fiyatları diğer otobüslere göre daha pahalı.

KİMLİK KONTROLÜ 
İsrail'de yayınlanan muhafazakar Yedioth Ahranoth gazetesindeki habere göre konuyla ilgili konuşan bir İsrailli şoför, otobüse herhangi bir Filistinli bindiğinde ona inmesini ve gidip kendi otobüsüne binmesini söylediklerini aktardı. Şoför şu ifadelere yer verdi: 'Bize Filistinlileri taşımama ya da onları otobüsten indirme talimatı verilmedi fakat bize söylenen şey şu ki önümüzdeki haftadan itibaren kontrol noktalarında kimlik kontrolleri olacak ve Filistinlilere kendi otobüslerine binmeleri söylenecek' İsrail'in başlattığı ayrı otobüs uygulaması İsrailli bazı vatandaşları da kızdırdı. Bunun ırkçılık anlamına geldiğini ve şiddeti daha da körükleyeceğini belirten İsrailliler devletten kararın derhal geri çekilmesini talep ediyor.

ROSA PARKS KAZANMIŞTI Filistinlilerin otobüslerinin ayrılması 1950'li yıllarda Amerika'da Afrika kökenli insanlara otobüslerde uygulanan ayrımcılığı akla getirdi. O dönemlerde ABD'de otobüslerin ön kısmı beyazlara ayrılmıştı ve Afrika kökenli ABD vatandaşlarının ön koltuklarda oturmaları yasaktı. Beyaz biri yer bulamayınca Afrika kökenlilerin kendisine yer vermesi zorunluydu. 1955'te Rosa Parks isimli siyah bir kadın beyaz birine yer vermediği için tutuklandı. Bunun üzerine Afrika kökenliler bir yıla yakın otobüslere binmedi ve protesto gösterileri yaptı. 1956'da otobüslerdeki ayrımcılık sona erdi.”

Bu haberde ifade edilen gerçekler, bir zihniyeti tanımlamak açısından çok yeni ve sıcak bir örnektir. Kaldı ki, esasen İsrail, Filistinlilere karşı sürdürdükleri teror, Gazzede yaptıkları ve Mavi Marmaradaki uluslararası vicdani ve insani yardım konvoyuna yaptıkları ve işledikleri cinayetlerle zaten yakınen tanınmaktadır..

6-Esasen Dışişleri Bakanlığımız, Mescidi Aksa konusunda, ve İsrailin Mescidi Aksayı yıkma girişimleri ve Mescidi Aksanın hukuki durumu, Türkiyenin konuya ilgisi, konuyla ilgili hak ve sorumlulukları açısından bir inceleme yaptırılmıştır. Bu inceleme raporunu ekte takdim ediyorum..

7-Ben, ailem vey yakın çevrem olarak bu konuda, inancının pratiklerini uygulayan bir Müslüman kişi olarak, uygulamalardan maddi ve manevi olarak zarar görmekteyiz. Üzerimizde maddi ve manevi caydırıcı baskı oluşturmaktadır.. Bu açıdan hukuki olarak olayda mağdur olan tarafım..
Bu çerçevede Norm hukuk statüsündeki uluslararası sözleşmeler, iç hukuk açısından Anayasa ve Yasalar çerçevesinde, bir yandan da Mavi Marmara davası devam ederken, İslamifobianın farklı bir uygulaması ile, Filistinlilerin yanında önemli bir çoğunluğunu Türkiyeden giden kişilerin oluşturduğu Müslümanlar terrorize edilmektedir..

NETİCE VE TALEP :Bu konuda İddia makamının, konuyla ilgili olarak, durumun vuzuha kazanması açısından,

1-Aşağıdaki listedeki kurumlar

-Cumhurbaşkanlığı

-TBMM Başkanlığı

-Başbakanlık

-Adalet Bakanlığı

-Dışişleri Bakanlığı

-Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Şeriyyen sicilleri ve tapudan
müracaatımızla ilgili bilgi talep edilmesini,

2-Ekli belgeler incelenerek tanıkların dinlenmesini. Bu anlamda Kudüse tur düzenleyen turizm firmaları ve İnanç turizmi alanında faaliyet gösteren dernekler ve TÜRSAB ile Kültür ve Turizm Bakanlığından bilgi talep edilmesini,

3-Konu ile ilgili olarak tanık olarak,

a- Kudüs Dayanışma Derneği
İskenderpaşa mh. Kıztaşı Cd. Kızanlık sk 7/2 Fatih
Başkan; Munir Abo Alhija

b-Mirasımız Derneği
Fevzi Paşa Cad. Şeht Sarper Alus Sk. 4-3 Fatih
c-İnanç Turi,zmi Seyahat Acentaları ve Gönüllüleri
Birliği Derneği. Kıztaşı C. No:26/3 Fatih – İst.

d-Raid Salah / Mescidi aksa muhafızı

e-Ayrıca özellikle, 2007 tarihli yerinde inceleme yaparak Dışişleri Bakanlığına rapor hazırlayan heyet üyelerinin, öncelikle Başkonsolos Ercan Özerin ve ekte isimleri sunulan diger heyet üyelerinin dinlenmelerini talep ediyoruz.
Bilahere, ayrıca daha fazla tanık adını ayrıca bildireceğiz..

4-Anayasal sorumluluğun gereği olan yasal sorumlulukların yerine getirilmesini engelleyenlerin cezalandırılarak vatandaşlarımızın hak ve hukukunun, aynı zamanda uhdemizde olan hak, hukuk ve sorumluluklarımızın gereğinin ifası ile mukaddes belde, tarihi vakfiyelerimiz ve diger Müslüman toplulukların hak ve hukuklarının korunması açısından gereğinin yapılmasını, sorumluların yakalanarak cezalandırılmasını bilgilerinize arzeder, saygılar sunarım.


Adem Çevik
Adaleti Platformu Sözcüsü / Müşteki

EKLER
EK:1-Haziran 2007 tarihli, Türk heyetinin raporu / 78 Sayfa
EK:2-Mirasımız Derneğinin hazırladığı konuyla ilgili CD ve ekleri

EK:3- Mescid-I Aksa Sempezyumu kitabı /Raid Salah Raporu /İstanbul Barış Platformu 

 

........

 

 

 

BASIN BÜLTENİ

                                                                                                                                             04.03.2013

 

ADALET PLATFORMU KOORDİNATÖRÜ YARIN  SAVCILIĞA İSRAİL HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAK

 

ADEM ÇEVİK:

HİLAFET YETKİSİ MECLİS VE HÜKÜMETTEDİR,

İSRAİLİN MESCİDİ AKSAYA KARŞI SALDIRGAN POLİTİKASINA

“DUR ‘ONE MİNUTE’” DENMESİ GEREKİR

 

Adaleti Savunanlar Platformu Koordinatörü Adem Çevik bu gün basına aşağıdaki yazılı açıklamayı yaptı..Adem Çevik konuyla ilgili yarın savcılığa suç duyurusunda bulunacağını ve konuyu, Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı ve ilgili komisyonlarla, Başbakanlık, Adalet ve Dışişleri Bakanlıklarına da yazılı olarak ileteceğini söyledi..

Çevik Şöyle dedi: 1 Mart 1924'teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı Hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924'te “ Hilafetin İlgasına ve Hanedanı Osmanlı’nın Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun” kabul edildi.
3 Mart 1924 günü kabul edilen ve 6 Mart 1924 günkü Resmi Gazete’de yayımlanan 431 sayılı Kanun’un 1 nci Maddesi şöyleydi:“ Halife halledilmiştir. Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.”Bu maddeden:“Halife’nin görevden alındığı; ‘Hilâfet’in Hükümet ve Cumhuriyet kavramı (anlamı) içinde olduğu ( bir başka tanımla: ‘Hilâfetin TBMM’nin manevî şahsiyetine devredildiği); ‘Hilâfet’ makamının kaldırıldığı” anlamı çıkmaktadır.431 Sayılı Kanun’un: 8, 9 ve10 ncu maddelerini de hatırlayalım: “MADDE 8 - Osmanlı İmparatorluğunda Padişahlık etmiş kimselerin Türkiye Cumhuriyeti arazisi dahilindeki tapuya merbut emvali gayrimenkuleleri millete intikal etmiştir. MADDE 9 – Mülga Padişahlık sarayları, kasırları ve emlakini sairesi dahilindeki mefruşat, takımlar, tablolar, âsarınefise ve sair bilumum emvali menkule millete intikal etmiştir.MADDE 10 - Emlâki Hakaniye namı altında olup evvelce Millete devredilen emlâk ile beraber mülga Padişahlığa ait bilcümle emlâk ve sabık hazinei Humayun, muhteviyatlariyle birlikte saray ve kasırlar ve mebani ve arazi Millete intikal etmiştir.”

Esasen Anayasası Laik olarak tanzim edilmiş olan bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığının İdare içinde yer almasının dayanağı da bu düzenlemedir. Aynı şekilde buradan yola çıkılarak, Dini vakfiyelerde Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlanmış, Şeriyye Sicilleri de kamuya intikal ettirilmiştir.. Bu çerçevede imamlara devlet kadrosundan maaş ödenebilmekte ve hac işleri organize edilebilmekte, Devlet, Milli Eğitim, YÖK ve Diyanet eli ile her türlü dini eğitim görevini üslenmektedir..

Burada dikkat çekici bir diğer hususta, Hilafetin şekli, idari yapısı, görev ve yetkileri, Osmanlıdan aynen devralınmıştır. Dolayısı ile Osmanlı mevzuatındaki Hilafetle ilgili düzenlemeler de aynen geçerlidir. Hilafetin merkezi İstanbul olmakla birlikte yetki alanı itibarı ile Türkiye ile sınırlı bir kurum değil, beynel müslimin bir kurumdur. Dolayısı ile uluslararası hak ve yetkileri vardır ve bütün bu haklar, uluslararası sözleşme ve anlaşmalarla koruma altına alınmıştır. Tüm dünyadaki dini kurum ve dini vakıflar, münhasıran da Kabe, Medinei Münevveredeki Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa hilafetin koruması altındadır.. Bu konuda Osmanlıdan tevarüs eden düzenlemeler ve işin icab ve mahiyeti çok açıktır. Ve bu hak ve sorumluluklar Türkiye Cumhuriyetine aynen intikal etmiştir..

Dini vergilerin toplanması ve dağıtılması da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir..

Emaneti mukaddesenin halen İstanbulda bulunması da, bu konudaki hak ve sorumlulukların devam ettiğinin bir başka kanıtıdır..

Mescidi Aksaya yönelik tehdit ve tecavüzlerin def’inin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir..

Bu konudaki savcılığa İsrailin saldırgan girişimleri ile ilgili olarak suç duyurusunda bulunacak ve hükümete çağrı yapacak, ayrıca konu ile ilgili olarak İslam İşbirliği Konferansı, Arap birliği ve Ülkemizde diplomatik misyonu bulunan İslam ülkelerinin büyük elçiliklerini ve tabi ki, öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığımızı ve Vakıf idaresini ayrıca bilgilendireceğiz.. Mescidi Aksa uluslararası bir inanç ve kültür mirası olmasının yanında Müslümanların ilk kıblesi ve bölgedeki tarihi eserler itibarı ile aynı zamanda bizim kültür mirasımızın bir parçasıdır.. Bu anlamda İsrailin saldırgan politikalarına bir “dur “one minute” denmesi gerekir.


Not: İsrailli Yetkililer hakkında 5 Mart 2013 Salı günü Saat:12'de İstanbul Çağlayan Adiyesi'ne Suç Duyurusunda bulunacağız. 

 ilk kıblemize karşı yapılan insanlık suçuna karşı sessiz kalmamak için Çağlayan Adliyesine bekliyoruz. Sizlerde ilgilileri vazifeye çağırın.

www.adaletplatformu.com 05322033274 

 

Abdurahman Dilipak: Hilafet kaldırılmadı ama...

3 Mart 1924 günü kabul edilen ve 6 Mart 1924 günkü Resmi Gazete’de yayınlanan 431 sayılı Kanun’un 1’nci Maddesi şöyleydi: ‘Halife halledilmiştir. Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.’ Bu maddeden: ‘Halife’nin görevden alındığı; ‘Hilâfet’in Hükümet ve Cumhuriyet kavramı içinde olduğu (bir başka tanımla: ‘Hilâfetin TBMM’nin manevî şahsiyetine devredildiği); ‘Hilâfet’ makamının kaldırıldığı’ anlamı çıkmaktadır

05 Mart 2013 Salı - 10:11
"Çoğu kişi Hilafetin kaldırıldığını düşünse de, Hilafet kaldırılmadı.. İş kılıfına uyduruldu, amiyane tabirle.

Hilafet makamı lağv edildi. Hilafet, mana ve mefhum olarak TBMM’nin ya da Cumhuriyetin şahsı manevisinde mündemiç olduğuna dair bir kanun çıkarttılar.
Adem Çevik bu konu ile ilgili savcılığa bir başvuruda bulunmaya hazırlanıyor. Bir basın bülteni ile bunu duyurdu.

Aslında buna eklenecek daha başka birçok madde var.. Oradaki vakfiyeler ve dini yapıların yanında Mescidi Aksa’yı ziyarete gidenlere yapılan eziyetlerin de buna eklenmesi gerek..

Temel sorun aslında, dini mekanların ulus devletlerin denetiminde olması ile ilgili.. Bu mekanların ayrı bir anlaşmayla düzenlenmesi gerekir..

Bu anlamda Hilafet konusunun yeniden üzerinde düşünülmesi gerekir.. Bakalım basın ve siyaset, yargı bu işe nasıl tepki verecek?.. Adem Çevik’in basın açıklaması şöyle: “Adem Çevik konuyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunacağını ve konuyu, Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı ve ilgili komisyonlarla, Başbakanlık, Adalet ve Dışişleri Bakanlıklarına da yazılı olarak ileteceğini söyledi..

Çevik şöyle dedi: 1 Mart 1924’teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı Hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924’te ‘Hilafetin İlgasına ve Hanedanı Osmanlı’nın Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun’ kabul edildi.

3 Mart 1924 günü kabul edilen ve 6 Mart 1924 günkü Resmi Gazete’de yayınlanan 431 sayılı Kanun’un 1’nci Maddesi şöyleydi: ‘Halife halledilmiştir. Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.’ Bu maddeden: ‘Halife’nin görevden alındığı; ‘Hilâfet’in Hükümet ve Cumhuriyet kavramı içinde olduğu (bir başka tanımla: ‘Hilâfetin TBMM’nin manevî şahsiyetine devredildiği); ‘Hilâfet’ makamının kaldırıldığı’ anlamı çıkmaktadır. 431 Sayılı Kanun’un: 8, 9 ve10’ncu maddelerini de hatırlayalım: “MADDE 8 - Osmanlı İmparatorluğunda Padişahlık etmiş kimselerin Türkiye Cumhuriyeti arazisi dahilindeki tapuya merbut emvali gayrimenkuleleri millete intikal etmiştir. MADDE 9 – Mülga Padişahlık sarayları, kasırları ve emlakini sairesi dahilindeki mefruşat, takımlar, tablolar, âsarınefise ve sair bilumum emvali menkule millete intikal etmiştir. MADDE 10 - Emlâki Hakaniye namı altında olup evvelce Millete devredilen emlâk ile beraber mülga Padişahlığa ait bilcümle emlâk ve sabık hazinei Humayun, muhteviyatlariyle birlikte saray ve kasırlar ve mebani ve arazi Millete intikal etmiştir.’

Esasen Anayasası laik olarak tanzim edilmiş olan bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın idare içinde yer almasının dayanağı da bu düzenlemedir. Aynı şekilde buradan yola çıkılarak, Dini vakfiyelerde Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlanmış, Şeriyye Sicilleri de kamuya intikal ettirilmiştir.. Bu çerçevede imamlara devlet kadrosundan maaş ödenebilmekte ve hac işleri organize edilebilmekte, Devlet, Milli Eğitim, YÖK ve Diyanet eli ile her türlü dini eğitim görevini üstlenmektedir..
Burada dikkat çekici bir diğer husus da, Hilafetin şekli, idari yapısı, görev ve yetkileri, Osmanlı’dan aynen devralınmıştır. Dolayısı ile Osmanlı mevzuatındaki Hilafetle ilgili düzenlemeler de aynen geçerlidir. Hilafetin merkezi İstanbul olmakla birlikte yetki alanı itibarı ile Türkiye ile sınırlı bir kurum değil, beynel müslimin bir kurumdur. Dolayısı ile uluslararası hak ve yetkileri vardır ve bütün bu haklar, uluslararası sözleşme ve anlaşmalarla koruma altına alınmıştır. Tüm dünyadaki dini kurum ve dini vakıflar, münhasıran da Kabe, Medinei münevveredeki Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa hilafetin koruması altındadır.. Bu konuda Osmanlı’dan tevarüs eden düzenlemeler ve işin icab ve mahiyeti çok açıktır. Ve bu hak ve sorumluluklar Cumhuriyete aynen intikal etmiştir..
Dini vergilerin toplanması ve dağıtılması da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir..
Emaneti mukaddesenin halen İstanbul’da bulunması da, bu konudaki hak ve sorumlulukların devam ettiğinin bir başka kanıtıdır..

Mescidi Aksa’ya yönelik tehdit ve tecavüzlerin def’inin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir..

Bu konudaki savcılığa İsrail’in saldırgan girişimleri ile ilgili olarak suç duyurusunda bulunacak ve hükümete çağrı yapacak, ayrıca konu ile ilgili olarak İslam İşbirliği Konferansı, Arap Birliği ve ülkemizde diplomatik misyonu bulunan İslam ülkelerinin büyük elçiliklerini ve tabii ki, öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığımızı ve Vakıf idaresini ayrıca bilgilendireceğiz.. Mescidi Aksa uluslararası bir inanç ve kültür mirası olmasının yanında Müslümanların ilk kıblesi ve bölgedeki tarihi eserler itibarı ile aynı zamanda bizim kültür mirasımızın bir parçasıdır.. Bu anlamda İsrail’in saldırgan politikalarına bir ‘dur’ ‘one minute’ denmesi gerekir.”

Bana kalırsa bu konuda Türk Tarih Kurumu’na da başvurmak gerekir.. Hatta bu konuda, yani hem Hilafet ve hem de dini mekanlar, buradaki Osmanlı vakfiyeleri konusunda TBMM’de bir meclis araştırması açılsa ne iyi olur.. Daha geniş bir anlamda mesela Timbuki de bu kapsamda değerlendirilebilir. Irak ve Şam’daki eserler de.. Bakarsınız, bu tartışma Kürt meselesi, Şam ve Mali için bile, Somali ve Nijer için de bir umuda dönüşür.. Selâm ve dua ile.." Abdurahman Dilipak-Akit 



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   1831 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret107521