• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/adaletplatformu
  • https://www.twitter.com/adaletplatformu

Başörtü yasağı allaha ve 2 milyar müslümana hakarettir. meclis ve hükümet bu yanlıştan dönsün.

 

 

 

DANIŞTAY BAŞKANLIĞI’NA ulaştırılmak üzere

İSTANBUL İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI'NA

 

 

 

 

 

DAVACI : Adem ÇEVİK www.AdaletPlatformu.org t.053220332

 

 

DAVALI : Milli Eğitim Bakanlığı/ANKARA

 

 

YAYIN TARİHİ :
27.11.2012

 

 

DAVA KONUSU : Milli Eğitim Bakanlığının 26/11/2012 tarihli ve 183435 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 26/11/2012 tarihinde kabul edilen, “Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin lık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliğin” usule, hukuka ve içtihatlara aykı 3. maddesinin 6. fıkrası ile 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan “baş açık” ifadesinin iptal edilmesi talebimizin sunulmasıdır.

 

AÇIKLAMALAR :

 

Milli Eğitim Bakanlığının 26/11/2012 tarihli ve 183435 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 26/11/2012 tarihinde kabul edilen, “Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliğin” (“Yönetmelik”) 1. maddesine göre; bu Yönetmeliğin amacı, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmî ve özel okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin kılık ve kıyafetlerine dair usûl ve esasları düzenlemektir.

 

Yönetmeliğ
in “Temel ilkeler” başlıklı 3. maddesinin dava konusu 6. fıkrasına göre; “Kız öğrenciler, imam-hatip ortaokul ve liseleri ile çok programlı liselerin imam-hatip programlarında tüm derslerde, ortaokul ve liselerde ise seçmeli Kur'an-ı Kerim derslerinde başlarını örtebilir.

 

Yönetmeliğ
in 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendine göre ise;

 

“Okul içinde baş açık, saçlar temiz ve boyasız olarak bulunur, makyaj yapamaz, bıyık ve sakal bırakamaz. 3 üncü maddenin altıncı fıkrası hükümleri saklıdır.

 

Bu düzenlemelerin getirdiği kurala göre, okul içinde baş açık olacaktır. Ancak kız öğrenciler, imam-hatip ortaokul ve liseleri ile çok programlı liselerin imam-hatip programlarında tüm derslerde, ortaokul ve liselerde ise seçmeli Kur’an-ı Kerim derslerinde başlarını örtebilir. O halde ortaokul ve liseler ile çok programlı liselerin imam-hatip programlarında Kuran-ı Kerim dersleri dışında başın açık olması gerekmektedir. Bu düzenleme, Anayasa’ya, yasalara, mahkeme kararlarına ve açıkça eşitlik ilkesine aykırılık taşımaktadır.

 

Şöyle ki; Anayasa’nın 24/1. maddesine göre; “herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.”

Ancak dava konusu hükümler, bir dini inancı
n gereği olan baş örtmeyi yasaklayarak, Anayasa’nın 24/1. maddesine aykırı bir hüküm getirmiştir. Hâlbuki Anayasa’nın “Kişinin hakları ve ödevleri” bölümünde bir temel hak olarak düzenlenen “Din ve vicdan hürriyeti”nin, Anayasa’nın 13. maddesi ihlal edilerek ve bu hakkın özüne dokunularak, kanunla dahi yapılamayacak bir şekilde yönetmelikle kullanılamaz hale getirilmesi ağır ve açık hukuka aykırılık teşkil etmektedir.

Nitekim devrim kanunları da dâhil olmak üzere, hiçbir kanunda baş örtmeyi yasaklayan bir düzenleme mevcut değildir ve Anayasa’ya göre bunun olması hukuken imkânsızdır.

Üstelik taraf olduğumuz birçok uluslararası sözleşmede de din ve vicdan hürriyeti güvence altına alınmış ve özenle korunmuştur.

Örneğin 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirisi'nin 18. Maddesine göre:

 

“Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, din veya inanç değiştirmek özgürlüğünü, dinini veya inancını tek başına veya topluca, açık ya da özel olarak öğretim, uygulama, ibadet ve törenlerle açığa vurmak özgürlüğünü içerir.

 

1975 Tarihli Helsinki Nihai Senedinde ise
şu ifadeler yer almaktadır:

 

“Katılan devletlerden... "Herbiri insan kişiliğinin niteliğindeki onurdan doğan ve bu kişiliğin özgür ve tam gelişmesi için temel olan kişisel, siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve öteki hakların etkin biçimde kullanılmasını özendirir. Bu çerçeve içinde katılan devletler, bireyin tek başına veya başkaları ile birlikte, kendi vicdanı uyarınca din ve inancını açıklama ve uygulama özgürlüğünü tanır ve ona saygı gösterir."

 

Türkiye, imza koyduğ
u Paris Şartında da şu yükümlülükleri üstlenmiştir:

 

“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne açıklık getiren 1966 tarihli Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Andlaşma’nın 18. maddesinde:

 

Herkesin düşünce, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır, .... öğretim yaparak dinini veya inancını açıklamak hürriyetini de içerir.

 

Bu anlaşmaya taraf devletler, çocuklarının dini ve ahlaki terbiyesini ananın, babanın ve bunlar olmadığında kanuni vasilerinin de kendi inançlarına uygun olarak yaptırmak hürriyetine saygılı olmaya söz verir.

 

1952 tarihli İ
nsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Korumaya dair Sözleşmeye (“AİHS”) Ek 1 numaralı Protokolün 2. maddesine göre:

 

“Hiç kimse eğitim hakkından, alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinden yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.

 

Dava konusu düzenleme, açı
kça yukarıda yer alan ve Anayasa’nın 90. maddesine göre, kanunlardan daha üstün bir değere sahip olan temel hak ve özgürlüklere ilişkin tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırıdır.

 

Ayrıca, çocukların dini eğitimini belirleme hakkı Medeni Kanun’un 341. maddesine göre anne ve babaya aittir. Bu husus ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınmıştır.

 

Avrupa İ
nsan Hakları Sözleşmesine açıklık getiren; 1960 tarihli Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme’nin 5. maddesinin (b) bendine göre:

 

“Sözleşmeye taraf devletler;

...Çocukları için... ana baba ve vasilerinin, inançlarına göre din ve ahlak eğitimi almalarını sağlama özgürlüğüne saygı göstermek yükümlülüğü altına girerler.

 

Avrupa İ
nsan Hakları Sözleşmesine açıklık getiren; 1981 tarihli Dine ya da İnanca Dayalı Müsamahasızlığın ve Ayrımcılığın Bütün Şekilleri ile Ortadan Kaldırılması Hakkındaki Bildiride ise şu ifadeler mevcuttur:

 

“Ebeveynler veya ... kanuni temsilcileri, ... din veya inançlarına uygun, şekilde ve kendi fikirlerine göre çocuğun yetiştirilmesi için gerekli olan ahlaki eğitimi... düzenleme hakkına sahiptirler.

 

Her çocuk, din ve inanç konusunda ebeveyninin veya... kanuni temsilcilerinin isteklerine uygun bir şekilde eğitimden yararlanma hakkına sahiptir ve... isteklerine aykırı bir şekilde din veya inanç konusunda eğitim almaya mecbur edilmeyecektir; bu hususta yönlendirici prensip çocuğun menfaatleridir.”

 

Hal böyle iken, bir yönetmelik düzenlemesiyle din hürriyetini ihlal eden ve hem Anayasa’ya hem de uluslararası
sözleşmelere aykırı bir şekilde, üstelik kanunla ve uluslararası düzenlemelerle anne ve babaya münhasıran tanınmış bir hakkı da ihlal ederek dini inancın gereği olan başın örtülmesini yasaklamak açıkça hukuka aykırıdır. Bu nedenlerle Yönetmeliğin yukarıda yer verilen 3. maddesinin 6. fıkrası ile 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan “başı açık” ifadesinin iptali gerekmekte ve talep edilmektedir.

 

Diğer yandan dava konusu düzenlemeler, Anayasa’nın 42/1. maddesine de açıkça hukuka aykırıdır. Bu düzenlemeye göre; “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” Ayrıca bu düzenleme insanlığa karşı da suçtur TCK 77. Anayasada bir sınıfa ayrıcalık tanınmaz. Bu düzenleme TCK 122.,125., 216., 175. ve 318. Maddeye göre de suç teşkil etmektedir.

itim öğrenim hakkı, uluslararası sözleşmelerle de hukuken güvence altına alınmıştır. HS Ek Birinci Protokolün 2. maddesi; “Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz” hükmünü getirmiştir.

 

Tarafı olduğumuz 16 Aralık 1966 tarihli “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin 13. maddesine göre ise:

“1- Bu sözleşmeye taraf Devletler, herkesin eğitim görme hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Eğitimin, kişiliğin ve onur duygusunun tam olarak gelişmesine yönelik olacağını ve insan hakları ile temel özgürlüklerine saygıyı güçlendireceğini kabul ederler.

2 - Bu sözleşmeye taraf Devletler, bu hakkın tam olarak gerçekleştirilmesi amacı ile:

a) İlköğretimin herkes için zorunlu ve parasız olacağını;

b) Orta öğretimin, teknik ve mesleki eğitim dâhil çeşitli biçimlerinin, her önlem alınarak, özellikle ücretsiz eğitimin giderek yaygınlaştırılması yoluyla herkese açık ve herkesçe görülebilir olmasını;

3- Bu sözleşmeye taraf Devletler, ana – babalarının ya da –kimi durumlarda- vasilerin, Devlet tarafından kurulanların dışında Devletçe konmuş ya da onanmış belli eğitim ölçülerine uyan okullar seçme özgürlüklerine saygı göstermeyi ve çocuklarının kendi inançları doğrultusunda ahlak ve din eğitimi görmelerini sağlamayı üstlenir.”

Ancak dava konusu düzenlemeler, Anayasa’nın 42. maddesine ve yukarıda yer verilen uluslararası sözleşmelere de aykırı bir şekilde eğitim öğrenim hakkını engellemektedir.

 

Üstelik eğitim – öğrenim hakkının engellenmesi aynı zamanda suçtur. Türk Ceza Kanunu’nun 112. maddesine göre;

 

“(1) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla;

 

a) Devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetlerine,

 

b) Öğrencilerin toplu olarak oturdukları binalara veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına,

 

Engel olunması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

 

Nitekim İ
zmir 4. Asliye Ceza Mahkemesi, 13.09.2012 tarihli ve 2012/974 dosya numaralı kararında, başörtüsü sebebiyle eğitim öğretim hakkının engellenmesinin suç olduğunu hükme bağlamıştır. Bu karara göre;

 

“Sanık Esad Rennan Pekünlü’nün Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi Bölümü öğretim üyesi olduğu halde aynı üniversitenin Matematik bölümü öğrencisi Fatma Nur Gidal’in 2011 yılında hukuka aykırı şekilde eğitim ve öğretim hakkını engellediği anlaşıldığından sanığın eylemine uyan TCK 112/1-b maddesine göre ve suçun işleniş şekli suçun işlendiği yer suç kastının yoğunluğu arttırım nedeni sayılarak takdiren ve teşdiden 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına … karar verildi.”

 

Bu durumda dava konusu hükümler, aynı
zamanda Türk Ceza Kanunu’nun yukarıda yer verilen düzenlemesine ve yargı içtihatlarına da aykırıdır.

 

Bütün bunlara ek olarak tekrar eklenmelidir ki; yukarıda yer alan yönetmelik, yasalarla getirilmeyen ve getirilmesi de hukuken mümkün olmayan bir yasağı, Anayasa’ya ve hukuka aykırı bir şekilde hukuk düzenine taşımıştır. Hâlbuki hukuken bu mümkün değildir. Danıştay 8. Dairesi’nin 14.10.2005 tarihli ve 2004/1733 E., 2005/4072 K. sayılı kararına göre;

 

“Kanun ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere çıkarılan yönetmeliklerin, yasaya uygun hükümler içermesi anayasal bir zorunluluk olup, yasayla getirilmeyen kısıtlayıcı kuralların yönetmelikle getirilmesi mümkün olmadığından, dikey geçiş sınavına girebilme hususunda kısıtlama getiren davaya konu yönetmelik maddesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

 

Danış
tay 8. Dairesi’nin 13.11.1992 tarihli ve 1992/609 E., 1992/2809 K. sayılı kararına göre ise;

 

“… Anayasa ve Yasa ile öngörülmeyen bir sınırlamanın Yönetmelikle düzenlenemeyeceği açıktır.

 

Danış
tay 8. Dairesi’nin 24.12.1998 tarihli ve 1997/1959 E., 1998/4563 K. sayılı kararına göre;de

 

“Öte yandan, yasa ile düzenlenmesi gereken bir konunun yönetmelikle düzenlenmesine hukuki olanak bulunmadığından, bu yöndeki kısıtlama yönetmelikle getirilemeyeceğine göre, aksi yöndeki idare mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

 

Sonuç olarak yukarı
da arz ve izah edilen sebeplerle dava konusu düzenlemenin iptali gerekmekte ve talep edilmektedir.

 

 

 

HUKUKİ SEBEPLER : İdari Yargılama Usulü Kanunu, Anayasa, uluslararası sözleşmeler, Türk Ceza Kanunu, yargı içtihatları ve ilgili diğer mevzuat.

 

 

HUKUKİ DELİLLER :
1. Ekte Sunulan Delil.

2. Davalı İdare’den Celbedilecek Deliller

3. Sair Deliller

 

 

NETİCE-İ TALEP : Yukarıda açıklanan ve Sayın Mahkeme’ce re’sen tespit edilecek nedenlerle, dava konusu; “Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliğin”in dosya muhtevasına, maddi duruma, usule, yasaya, içtihatlara ve hukuka açıkça aykırı 3. maddesinin 6. fıkrası ile 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan “baş açık” ifadesinin iptaline, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin davalı idareye yüklenmesine karar verilmesi saygı ile arz ve talep olunur.

 

 

 

 

 

 

EK: İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesi, 13.09.2012 tarihli ve 2012/974 dosya numaralı kararı.

not: bu dilekce2013/2065 istanbul idare mahkemesi muhabere kayıt no ile danıştaya gönderilmiştir. sizler de haksızlık ve adaletsizlik karşısında susarak zulme ve insanlığa karşı işlenen suça ortak olmak istemiyorsanız dağa çıkmadan hukuki hakkımızı arayalım. başörtü yasağı sürdürenler başörtülülerin çocuklarını askere de almasınlar ve başörtülülerden vergi de almasınlar. başörtüye her alanda hemen şimdi özgürlük istiyoruz. başörtü yasakcıları firavunluk yani tanrılık iddiasındalar müşahede altına alınmaları gerekir. Adem Çevik Adalet Platformu Başkanı.

 



1594 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret159388